Psişik güçler-Paranormal Olaylar Forumu

Psişik güçler-Paranormal Olaylar Forumu


 
AnasayfaSSSKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 havas hakkında hersey

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
çitoz
Moderatör
Moderatör


Mesaj Sayısı : 38
Rep gücü : 90
Kayıt tarihi : 20/08/09

MesajKonu: havas hakkında hersey   C.tesi Ağus. 22, 2009 1:26 am

havas hakkındakı hersey






HAVASIN ORUCU


“Havâs”ın orucu ; varlıkta mutlak tasarruf sahibi olan Hak’kı fark
etmek ve kavramak suretiyle; “Allah” dışında bir varlık, “Allah”ın
tasarrufu dışında tasarruf görmekten “imsak”tır.

“Oruc”lu kişi, senden bir fiil gördüğünde bu fiili senden bilirse, onun
orucu bozulmuştur!. Ama bu havas için geçerli, bizim için değil.
Bizimle alâkası yok bu olayın.

Ebrâr denilen ve Havâs durumunda olan Allah’a ermeyi dileyen, nefsi
mülhime, nefsi mutmainne durumunda olanlarla ilgili bir olay..

Ne zamanki sen herhangi bir fiilden, herhangi bir davranıştan dolayı o
fiili meydana getiren o varlığı hor görürsen; eksik, kusurlu, hatalı
görürsen, ona hor gözle bakarsan; sen eğer havas isen işte o anda senin
orucun sakatlanmıştır!.

Veya düşünceye, fikre göre orucun bozulmuştur... Kazası gerekir!.
Saydıklarımıza ilaveten, “havas” durumunda olan kişinin orucunda,
kimden ne fiil görürse görsün, “bu fiilin fâili Hak`tır!. Hak’kın her
fiili yerli yerindedir. Bir hikmete dayalı olarak meydana gelmektedir.”
görüşü sürecek; kızmayı, üzülmeyi ve sinirlenmeyi yaşamayacaktır!.

Kızıp, üzülüyorsa, sinirleniyorsa, bir takım oluşları yersiz görüyorsa
o kişi orucunu kaza etmek zorundadır!. Elbette bizler için söylemiyorum
bunu, havas düzeyindekiler için söylüyorum. Havasın orucunda bu
böyledir. Falanca, filanca böyle yaptı demek yok!. Her an müşahede
halinde değilsen Ebrâr sınıfından olarak, bu böyle!.

“Fâili hakiki Allah’tır. Allah dilediğini yapandır. Yaptığından sual olmaz!” müşahedesi “havas”ın orucunda esastır!.

Bu müşahedeyi kaybettiği anda bulunduğu mertebenin orucunu bozmuş olur!

Havasın orucu , kalbin veya ruhun orucu olarak bilinen oruçtur!..
"Kalb" ve "ruh" kelimeleriyle işaret edilen mânâyı iyi bilmek gerektir evveliyatla.

"Ruh", şu anda bildiğimiz madde bedenin yerine, ebediyen kullanılacak
ikinci bedenimizdir; ki yapısı "halogramik özelliklere sahip dalga"
türündendir. Bu bedendeki şuura da "kalb" denilir.
"Kalb gözü" denildiği zaman gaye "şuur" gözüdür. Bedende nasıl bir
"şuur" mevcut ise, aynı şekilde ruh bedende de bir şuur mevcuttur ki;
işte bu "şuur"dan, bu şuurdaki idrâk özelliğinden "kalb gözü" veya
"basiret" isimleriyle bahsedilmiştir!..
"Kalb"in yani "şuur"un orucu nasıl olur?..

"Kalb" yani "şuur"un, beş duyu, şartlanmalar ve bunlara dayalı olarak
vehmin kendisine var kabûl ettirdiği varlıklardan bilincini arıtması,
bu tür kabullerden kesilmesi, onun orucudur.
Bu oruçta, orucu kesintiye düşüren şey, mevcûdâtta müstakil varlıkların
varolduğunu düşünmektir!.. Tevbesi ise, Tek'liğe sığınmaktır!..

Falanca şöyle yaptı, filanca böyle yapıyor, fişmekânca böyle yaptı da
onun için böyle oldu, keşke böyle yapmasaydı, böyle olmazdı; gibi görüş
veya düşüncelere dalındığı anda bu oruç bozulmuş demektir!..

Çünkü, Hakikatte, bütün isimlerin ardında tek bir fâili hakiki vardır
ki, o da Allâh'tır!.. Ve seyirde olan, bu Hakikatten perdelendiği anda
da orucunu bozmuş olur!..

Ceberût âlemini yaşayanının orucuna sekte vuran hâl ise, esmâdan bir
isimle kayıtlı durumda kendini hissedip, o ismin mânâsının seyrinde
mukayyet olmaktır.

Çünkü, ceberût âleminde yaşayanın gayesi, lâhut âlemine geçip, Zâtı
Ehadiyyette, "hiç" olmaktır!.. Perdesi ise esmâ âlemidir!.. İşte bu
öyle bir oruçtur ki, tutan, içinde kaybolmuş; Varlıkta Bakî olan Allâh
kalmıştır!..

HAS-ÜL HAVAS’IN ORUCU

Beşerî değerlendirmelerden “oruc”tur!.
Mahlûku görmeden “oruc”dur!.
“Samediyyet” sıfatının “oruc”luda açığa çıkışıdır!.
Bunu ancak yaşayan bilir!.
Açıklanması, kavrayamayacaklar arasında sorun oluşturur..
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
çitoz
Moderatör
Moderatör


Mesaj Sayısı : 38
Rep gücü : 90
Kayıt tarihi : 20/08/09

MesajKonu: Geri: havas hakkında hersey   C.tesi Ağus. 22, 2009 1:30 am

havas hakkındakı hersey







HAVASI SELİME









Çevre ve nesnelerden gelen uyarıları doğru algılayan duygular. Havâs-ı
hamse (beş duyu) ve Havâs-ı hamse-i zâhire (beş dış duyu) da denir.
Havâs; müdrike (anlama, algılama yetisi) anlamına gelen hasse
kelimesinin çoğuludur.

İslâm kelâmcıları ile filozoflarına göre belli başlı beş dış duyu
vardır. Bunlar samîa (duyma), basîra (görme), şamme (koklama), zâika
(tatma) ve lâmise (dokunma) duyularıdır. Bu duyular kulak, göz, burun,
dil ve deriden oluşan beş duyu organı vasıtasıyla alınır. İnsan,
havâs-ı hamse vasıtasıyla sesleri, renkleri, biçimleri, miktarları,
hareketleri, güzellik ve çirkinlikleri, kokuları, tadları, nesnelerin
sertlik ve yumuşaklık, soğukluk ve sıcaklık gibi niteliklerini algılar.
Beş duyu, insanın üç temel bilgi vasıtasından birini oluşturur. Diğer
iki bilgi vasıtası haber-i sâdık (doğru bilgi) ve akıldır. Beş duyu
vasıtasıyla edinilen bilgiye ilm-i zarûrî (zorunlu bilgi) denir. İlm-i
zarûrî, aklın doğruluğuna kesin biçimde hükmettiği bilgidir. İlmi
zarûrî, aklın doğruluğuna kesin biçimde hükmettiği bilgidir. İlm-i
zarûrînin zıddı, akıl yürütmeler yoluyla elde edilen ilm-i istidlali
(çıkarımlara dayalı bilgi)dir.

Havâs-ı selime, İslâm filozoflarının nefs kuramları içinde önemli bir
yer tutar. Buna göre havâs-ı hamse-i zâhire nefs-i hayvanînin
(hayvansal nefs) idrak etme, bilme güçlerinden bir bölümünü oluşturur.
Fakat asıl idrak, bilme işlemi havâs-ı bâtıninin (iç idrak güçleri)
devreye girmesiyle tamamlanır. Havâs-ı bâtıni de hiss-i müşterek (ortak
duyu), mütehayyile (hayal gücü), vahime (vehim gücü), hâfıza (hatırlama
gücü ve mutasarrıfa (tasarruf gücü) olmak üzere beştir. Dış duyu
organlarının algıladığı duyumlar (ihsas) hissi müşterek tarafından
toplanır, idrak edilir ve anlamlandırılır.

Duyu organlarının iki görevi vardır: Çevreden gelen bilgileri tesbit
etmek; bu bilgileri merkezî sinir sistemine aktarmak. "Beynin, büyük
bir kısmı duyu organlarından gelen (beş duyu) etkileri değerlendirmekle
görevlidir. Bunları bazan elektriksel, bazan kimyasal tepkiler şeklinde
toplar. Tahminen beynin üçte birlik bir bölümü bu işle görevlidir. Yine
beynin 1/3'ü de hareket ve denge işleriyle görevlidir.

Duyu organları, görevlerini Allah'ın kendilerine verdiği hassas
ölçülere göre yerine getirir. Bu ölçülerde zerre kadar şaşma olmaz. Her
duyu organı kendi görev alanı içinde, çevreden gelen değişik etkileri
duyarlı alıcıları vasıtasıyla algılar ve gerekli tepkiyi gösterir:
"Eğer bir duyu organı çevredeki yalnızca büyük çaplı değişmelere tepki
göstermiş olsaydı hiçbiri de pek faydalı olmayacaktı. Öte yandan her
hareket halindeki elektronları ya da molekülleri duyacak derecede fazla
duyarlı olsaydı, sinir sistemine âktarılan bilgi yalnızca bir
gürültüden ibaret kalacaktı"

Akıl ve kalb birbirinden ayrılması mümkün olmayan iki kuvvettir. İslâm
âlimlerinin yorumuna göre kalp, bedende organların kendisine manevî
olarak bağlı olduğu bir merkezdir. Kalp manevî bakımdan sağlıklı olursa
beden ve organlar da sağlıklı olur. Yani kalpte ğerçek iman yerleşmişse
kişi o imanın gereği olan iyi işleri yapar. Rasûlullah şöyle buyurur:
"Haberiniz olsun ki bedende bir et parçası vardın. O sağlıklı olursa
bütün beden sağlıklı olur. O bozuk olursa bütün beden bozuk olur.
Dikkat edin o kalptir" (Buhârî, İmân, 39; Müslim, Müsakat, 107):Kalb,
iman ve küfür veya münâfıklığı barındıran iç dünyadır. Onun için bir
kimsenin mü'min, kâfü veya münâfık olduğu ancak onun işlerinden
anlaşılır. Kalbinde imanı olan kimse o imamnın gereği olan iyi işleri
(amel-i salih) yapar, organlarını haramlardan korur, ibadet eder.
Kalbinde küfür ve nifâk bulunan kimseler de, eliyle diliyle ve diğer
azalarıyla kötülük yolunda faaliyet gösterirler.

O halde organları iyi veya kötü iş yapmaya sevkeden, kişinin kalbindeki
imanı ve bu imana göre şekillenen iradesi (serbest seçimi) dir.

İmam Gazalî kalbin emrinde olan bazı kuvvetlerden ve duyu organlarından
söz ettikten sonra beden-kalp ilişkisinî bir benzetmeyle şöyle anlatır:
"Beden bir şehre benzer. El ayak ve diğer organlar şehrin sanatkârları
gibidir. Şehvet mâliye müdürü gibidir. Kalp bu şehrin padişahıdır. Akıl
ise padişahın veziridir. Padişahın bunların hepsine ihtiyacı vardır.
Memleketin idaresi ancak bunlarla yürür" (Gazalî, Kimyay-ı Saadet,
21-22).

Kur'an'da Havass-ı Selîme

Kur'ân'da en çok kalb (gönül), görme ve işitme organlarından
bahsedilir: Kur'ân'ın esas gayesi insanlara doğru inancı, tevhidi
öğretmektir. Öğrenme de "işitme", "görme" ve "anlama"ya dayanır. İşte
bundan dolayı Kur'ân'da bu üç duyuya ait organlar, "kulak", "göz" ve
"kalp" önemli bir yer tutar.

Kur'ân'da bütün örnekler tevhîd inancını yerleştirmek ve
kuvvetlendirmek için verilmiştir. Göz, kulak ve kalp bu inanca sahip
olmak için birer vasıta olarak kabul edilmiştir. Peygamberler de
insanlara tevhîd inancını anlatmışlardır. Onu dinleyenler, düşünerek
anlayarak dinlemişlerse, Allah'ın hidayeti de erişmişse iman
etmişlerdir. O halde dinlemek, dinlediğini anlamak, Hakkı bulmanın
yoludur. Dünyada iken peygamberleri can kulağı ile dinlemeyenlerin
karşılaşacakları acı sonuç ve pişmanlık Kur'an'da şöyle anlatılır:

"Ve dediler ki; Eğer biz (onların gözlerini) dinleseydik, yahut düşünüp
anlasaydık, şu çılgın ateşin halkı arasında bulunmazdık" (el-Mülk, 67/
10

Kur'ân'da duyu organlarının birer nimet olarak verildiğini, dolayısıyla
onları veren yüce Yaratıcıya şükretmek gerektiğini belirten âyetler
vardır:

"De ki: Sizi yaratan, size kulak (lar) gözler ve gönüller veren O'dur.
Ne kadar az şükrediyorsunuz" (el-Mülk, 67/23); Ayrıca bkz. en-Nahl,
16/78; el-Mü'minun, 23/78; es-Secde, 32/9).

"Biz ona vermedik mi iki göz, bir dil, iki dudak" (el-Beled, 90/8-9).
Ayrıca, bize nimet olarak verilen organların Allah'ın kudretini ve
eserlerini anlamak için kullanılması gerektiği vurgulanmış, eşyaya
ibret gözüyle bakmamız emredilmiştir:

"O yedi göğü birbiri üzerinde tabaka tabaka yarattı. Rahmanın
yaratmasında bir aykırılık, uygunsuzluk görmezsin. Gözü (nü) döndür de
bak, bir bozukluk görüyor musun? Sonra gözü (nü) iki kez daha döndür
(bak). Göz (aradığı bozukluğu bulamaz,) hor hakîr ve bitkin (bir
bozukluk görmekten) ümidini kesmiş bir halde sana döner" (el-Mülk,
67/3-4; ayrıca bk. el-Hac, 22/46).

"Bakmıyorlar mı develere, nasıl yaratıldı? Göğe, nasıl yükseltildi?
Dağlara, nasıl dikildi? Yere, nasıl yayılıp döşendi?" (el-Gâşiye,
88/17-20).

"De ki: Yeryüzünde dolaşın da yalanlayanların sonu nasıl olmuş görün!"
(el-En'am, 6/I1). Kur'ân, kalp, göz ve kulak organlarından; imanküfür
açısından, yani bu organların Hakkı görmeye, duymaya, anlamaya vasıta
olup olmamaları hususundan sürekli olarak söz eder.

Kur'ân ve Sünnette geçen insan ve organlarının fonksiyonları ile ilgili
bilgiler İslâm âlimleri tarafından yorumlanmıştır. Buna göre; insan bu
dünyaya sorumlu bir varlık olarak gönderilmiştir. Kur'ân'da şöyle
buyurulur: "Bilmediğin bir şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz ve
gönül, bunların hepsi ondan (o yaptığın kötü içten) sorumludur"
(el-İsrâ,17/36).
Sorumluluğun esasını Allah'ın peygamberleri vasıtasıyla bildirdiği
inanç, ibadet ve muamelat gibi hükümlerden ibaret olan vahiy ile iyiyi
kötüden ayırdetme gücü olan akıl oluşturur. İnsan bütün iç ve dış
duyularıyla Allah'ın emir ve yasaklarını anlamaya kabiliyetli olarak
yaratılmıştır. Bütün insanlar selim bir fıtrat üzere, doğruyu anlamaya
kabiliyetli olarak dünyaya gelir. Onların bu, doğruyu yanlışı
ayırdetmeye elverişli selim fıtratları sonradan anne-babanın ve
çevrenin kendilerine verdiği eğitimle ya iyi yönde gelişir veya
bozulur. İyi yönde gelişen, görevlerini aklın ve vahyin emrettiği yönde
yerine getiren organlar "havass-ı selime" (doğru çalışan, yaratılışına
uygun iş gören organlar) olarak adlandırılır. Aynı şekilde doğru
düşünen, doğru anlayan akla akl-ı selîm; imansızlık ve münâfıklık
hastalığından kurtulmuş kalbe kalb-i selîm adı verilir.

Allah insanı aklı ve gücü ölçüsünde sorumlu tutacaktır. "Allah kimseye gücünün üstünde bir şey teklif etmez" (el-Bakara, 2/286).

"Herkes ancak gücü ölçüsünde bir şeyle mükellef tutulur" (el-Bakara, 2/233).

Aklı olmayan sorumlu tutulmayacaktır. Hasta olan ve özürlü olanlar da
sınırlı olarak mükelleftir. " Köre güçlük yoktur (bunlar savaşa
katılmak zorunda değillerdir). Kim Allah'a ve Rasûle itaat ederse
(Allah) onu, altından ırmaklar akan cennetlere sokar. Kim de yüz
çevirirse onu da acı bir azaba uğratır" (el-Fetih, 48/ 17).
Havass-ı Selîme, aynı zamanda ilim öğrenme yollarından birisidir. "Akıl" ve doğru haber de diğer bilgi kaynaklarıdır.

Havass-ı selîme, kusur ve hastalıklardan sâlim olan duyu organlarıdır.
Göz, renk körü olduğu zaman, sinir sistemi bozuk olduğu zaman bunlar
vasıtasıyla doğru bilgi edinilmez. Duyu organları ve akıl ile tecrübe
edilerek elde edilen ilimler aklî ilimler (fen bilgileri) dir.

Kıyamet günü organların kişinin aleyhine şahitlikte bulunması: "Nihayet
oraya vardıklarında kulakları, gözleri ve derileri, yaptıkları hakkında
onların aleyhine şahitlik ettiler. Derilerine dediler ki: Niçin
aleyhimize şahitlik ettiniz? (Derileri): Herşeyi konuşturan Allah bizi
konuşturdu. İlk defa sizi O yaratmıştır. İşte O'na döndürülüyorsunuz.
Siz (günahları işlerken) kulaklarınızın gözlerinizin ve derilerinizin
aleyhinize şahitlik etmesinden gizlenmiyordunuz. Yaptıklarınızın çoğunu
Allah'ın bilmeyeceğini sanıyordunuz" (el Fussilet, 41/20, 21, 22).

"De ki: Sizi gökten ve yerden kim rızıklandırıyor? Ya da o kulak(lar)a
ve gözlere kim sahiptir (onları yaratıp yöneten kimdir)? Ölüden diriyi,
diriden ölüyü kim çıkarıyor? (Yaratma) iş(ini) kim düzenleyip
yönetiyor?" "Allah" diyecekler. De ki: O halde (O'nun azabından)
korunmuyor musunuz?" (Yunus, 10/31).

"De ki: Söyleyin bana, eğer Allah işitme (duyu)unuzu ve gözlerinizi
alsa, kalplerinizin üstüne de mühür vursa, Allah'tan başka bun(Iar)ı
size getir(ip ver)ecek tanrı kimdir? Bak nasıl âyetleri çevirip türlü
türlü açıklıyoruz, sonra yine onlar yüz çeviriyorlar (el-En âm 6/46).
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
çitoz
Moderatör
Moderatör


Mesaj Sayısı : 38
Rep gücü : 90
Kayıt tarihi : 20/08/09

MesajKonu: Geri: havas hakkında hersey   C.tesi Ağus. 22, 2009 1:32 am

havas hakkındakı hersey












HAVASIN ALANI






Havas ilmi genel kanıdaki düşüncelere rağmen sadece harflerin ve
sayıların, esmaların veya ayetlerin sırlarından, hikmetlerinden
faydalanılarak çeşitli etkiler elde etmek için esmanın veya ayetin
kendisi ya da vefki ve bunlara bağlı harf ve sayılar ile tılsımlar
kullanılarak ve bu sistem üzerine kurulmuş basit bir ilim veya ilmin
metodu değildir. Bu ilimlerin kendisine has özellikleri ve konuları
vardır, bu ilmin kendisi ve lisanı evrenseldir. Bu ilimler ruh ve madde
ile canlı ve cansız ile harfler ve rakamlar ile yıldız ve burçlar ile
nebulalar ve galaksiler ile ses ve renk dalgaları ile kısaca kainatta
daha genişi evrende her şeyle bağlantılıdır.

Bu ilim asırlardır gelmiş geçmiş alimlerin ve ulemanın bir sır gibi
gizlediği ve açıkça öğretmediği ve öğretmekten de çekindiği vebal
altında kalmaktan korktuğu ilimlerdendir. Bu ilimler de başarılı
olmanın ve zarar görmeden ilerlemenin bazı şart ve usulleri vardır.
Havas ilmini bilmek ve öğrenmek için önceden bilinmesi gereken kurallar
ve önemli noktaları sırası gelince özet olarak anlatmağa çalışacağız,
ama bundan önce bilinmesi gereken bu ilim yıldızlar ilminden bilinen
veya bilinmeyen sırlarla alemi semalardan gelmiştir. Bu ilim
insanlardan önce yani arz oluşmazdan evvel ruhani alemlerde mele küt ve
cinler aleminde bilinen ve kullanılan birçok gizlilikleri, esrarı ve
acayipliği içinde gizlemiştir.

Yaşamış olduğumuz bu maddi alemin yasaları ve fiziksel oluşumları
manevi alemlerin etki ve yasalarıyla meydana gelmektedir. Bu ilmin
kullanılışı melekler ve cinlerden sonra çok eski kavimler ve
uygarlıklar tarafından kullanılmıştır bu manevi yasaları öğrenip
etkilerine göre gerektiği şekilde uygulamışlardır. İnsanlar bu
bilgileri çok çeşitli yollardan elde etmişlerdir. Hatta kimilerine göre
mana aleminden gelen varlık veya varlıklar bazı insanlara bu ilmi ve
kullanma metodunu öğretmişlerdir. Bu anlattığıma örnek; Bakara süresi
102. ayetinde olan Harut ve Marut isimli iki meleği örnek olarak
verebiliriz.

Gerek ruhani varlıklar veya cinlerin bildiği kelamlar, bizzat insanlar
için indirilmiş kutsal kelamları veya esmaları gizlemek ya da
rumuzlamak amacıyla çeşitli şekiller, çizgiler veya tılsımlardan oluşan
birtakım sayılarla sembolleşen vefkler ve tılsımlar oluşturulmuştur.
Bazen de sırf sayılar kullanılarak bu ilim de çok çeşitliliklerle
beraber çelişkiler de görülmektedir. Zıtlık veya yanlışlıklar ise bu
ilimler kaynağından öğrenilmeyip kolaycılık (Kopyacılık) yolu
seçilmiştir. Günümüzdeki kitaplar da görülen veya kullanılan tılsımlar
yanlış zaman veya yanlış mekanlar da şart ve kaidelerine riayet
edilmeden yazılıp hazırlandığından yapılan bir işin çoğu zaman neticeye
ulaşmadığını görürüz. Bir de işi karıştıran esas mesele bu tılsım,
sembol veya yazıların ilahi isimler ve semboller olmayıp cinler,
periler veya ruhani varlık isimlerinden olduğu ibarettir. Veya çok daha
iyisi melek üt aleminden bir melek ismi olduğudur. Dikkat edilmesi
gereken hususlardan biri de şudur: Tılsım yazarken eskilerin
kullandıkları diller ve yazılar çok eski kavimlerin dillerine göre
yazıldığı için günümüze gelene kadar bir çoğu unutulmuş bir çokları da
tahribatlara uğratılmıştır. Bu uygarlıklara ve dillere örnek olarak Mu
uygarlığı Atlantis kavimleri ve eski kipti ırkı ile eski İbranice,eski
Süryanice ve eski Arapça nın bazı lehçeleri ve eski Mısır yazıları,
lehçeleri ve alfabeleri ki; bugün bunların bir çoğu unutulmuştur. Ve
daha sonra esma ve ayetlerin manevi etkisini kullanma halidir ki; bu da
bazı şartlara bağlıdır... Bunlar da özet olarak esma ve ayetlerin anlam
ve etkilerinin kudretini bilmektir. Bu halde kendi içinde
guruplamaktır. Bunları da şöyle özetleyelim; esma veya ayetin bilinen
anlamının yanında bir de batını (gizli) anlamları vardır. Bunlar etki
olarak farklı sonuçlar verirler ve sen bilmelisin ki; Kur’an –ı
Kerim’in anlamının anahtarını yüce Allah (c.c.) peygamberleri ve onun
evliya kullarına ve rahmani olan meleklere lütfetmiştir.

Bu Konu hakkında arastırma yaparken bazı gercekleride göz ardı etmemek
lazım bunlardan en önemlisi olan Al-i İmran Suresi 7 . ayet Sana
Kitab'ı indiren O'dur. Onun (Kur'an'ın) bazı ayetleri muhkemdir ki,
bunlar Kitab'ın esasıdır. Diğerleri de müteşabihtir. Kalplerinde
eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onu tevil etmek için ondaki
müteşabih ayetlerin peşine düşerler. Halbuki Onun tevilini ancak Allah
bilir. İlimde yüksek payeye erişenler ise: Ona inandık; hepsi Rabbimiz
tarafındandır, derler. (Bu inceliği) ancak aklıselim sahipleri düşünüp
anlar.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
çitoz
Moderatör
Moderatör


Mesaj Sayısı : 38
Rep gücü : 90
Kayıt tarihi : 20/08/09

MesajKonu: Geri: havas hakkında hersey   C.tesi Ağus. 22, 2009 1:33 am

havas hakkındakı hersey









HAVAS İLMİ NEDİR







Havvas İlmi Nedir?

HAVVASIN ÖZÜ: Havvas ilmi genel kanıdaki düşüncelere rağmen sadece
harflerin ve sayıların, esmaların veya ayetlerin sırlarından,
hikmetlerinden faydalanılarak çeşitli etkiler elde etmek için esmanın
veya ayetin kendisi ya da vefki ve bunlara bağlı harf ve sayılar ile
tılısımlar kullanılarak ve bu sistem üzerine kurulmuş basit bir ilim
veya ilmin metodu değildir.

Çünkü bu ilmin konusunun özünde Allah’ın takdiri ile bilinen veya
bilinmeyen ilahi kanunları ruhani ve manevi alemlerin etkileri
barizdir. Kişi eğer derse ki;’Ben havvas ilmini biliyorum’..... Ona
tavsiyem şudur: Bu ilimlerin kendisine has özellikleri ve konuları
vardır, bu ilmin kendisi ve lisanı evrenseldir. Bu ilimler ruh ve madde
ile canlı ve cansız ile harfler ve rakamlar ile yıldız ve burçlar ile
nebilöz ve galaksiler ile ses ve renk dalgaları ile kısaca kainatta
daha genişi evrende herşeyle bağlantılıdır. Ancak bize düşen gücümüzün
yettiği kadar ilmimizin ulaştığı yere kadar Allah (c.c.) izin verdiği
yere kadar anlatabilmektir Allah cümlemizi başarılı kılsın, doğru
yolundan ayırmayıp kendine kul Resulüne ümmet olmayı ilim ve taat
yolunda ilerlemeyi cümlemize nasip eylesin.

Bu ilim asırlardır gelmiş geçmiş alimlerin ve ulemanın bir sır gibi
gizlediği ve açıkça öğretmediği ve öğretmekten de çekindiği vebal
altında kalmaktan korktuğu ilimlerdendir. Bu ilimler de başarılı
olmanın ve zarar görmeden ilerlemenin bazı şart ve usulleri vardır.
Havvas ilmini bilmek ve öğrenmek için önceden bilinmesi gereken
kurallar ve önemli noktaları sırası gelince özet olarak anlatacağım ama
bundan önce bilinmesi gereken bu ilim yıldızlar ilminden bilinen veya
bilinmeyen sırlarla alemi semalardan gelmiştir. Bu ilim insanlardan
önce yani arz oluşmazdan evvel ruhani alemlerde meleküt ve cinler
aleminde bilinen ve kullanılan birçok gizlilikleri, esrarı ve
acaibiyeti içinde gizlemiştir. Burada sırası gelmişken belirtmeliyim
ki; yaşamış olduğumuz bu maddi alemin yasaları ve fiziksel oluşumları
manevi alemlerin etki ve yasalarıyla meydana gelmektedir. Bu ilmin
kullanılışı melekler ve cinlerden sonra çok eski kavimler ve
uygarlıklar tarafından kullanılmıştır bu manevi yasaları öğrenip
etkilerine göre gerektiği şekilde uygulamışlardır. İnsanlar bu
bilgileri çok çeşitli yollardan elde etmişlerdir. Hatta kimilerine göre
mana aleminden gelen varlık veya varlıklar bazı insanlara bu ilmi ve
kullanma metodunu öğretmişlerdir. Bu anlattığıma örnek; Bakara süresi
102. ayetinde olan Harut ve Marut isimli iki meleği örnek olarak
verebiliriz. Bu manevi ilimlerin kaynağı şüphesiz ki; Alim olan yüce
Allah (c.c.)’tır. Ve bilinmelidir ki; ilim de Allah’tan başka Allah’ın
ilim verdiği varlıklardan veya veli kullarından bu ilimlere vakıf olan
insanlardan öğrenilebilir.


Gerek ruhani varlıklar veya cinlerin bildiği kelamlar, bizzat insanlar
için indirilmiş kutsal kelamları veya esmaları gizlemek ya da
rumuzlamak amacıyla çeşitli şekiller, çizgiler veya tılısımlardan
oluşan birtakım sayılarla sembolleşen vefkler ve tılsımlar
oluşturulmuştur. Bazen de sırf sayılar kullanılarak bu ilim de çok
çeşitliliklerle beraber çelişkiler de görülmektedir. Zıtlık veya
yanlışlıklar ise bu ilimler kaynağından öğrenilmeyip kolaycılık
(Kopyacılık) yolu seçilmiştir. Günümüzdeki kitaplar da görülen veya
kullanılan tılısımlar yanlış zaman veya yanlış mekanlar da şart ve
kaidelerine riayet edilmeden yazılıp hazırlandığından yapılan bir işin
çoğu zaman neticeye ulaşmadığını görürüz. Bir de işi karıştıran esas
mesele bu tılısım, sembol veya yazıların ilahi isimler ve semboller
olmayıp cinler, periler veya ruhani varlık isimlerinden olduğu
ibarettir. Veya çok daha iyisi meleküt aleminden bir melek ismi
olduğudur.

Ancak; bunların hiçbiri tek başlarına bir anlam ifade etmezler ve bazen
işleri olduğundan da karmaşık hale getire bilirler. Bu paragrafa çok
dikkat etmelisin; Arifsen beni anlarsın. Tılısımla rumuzlanan gerçek
ise aslında Allah’ın ismi olarak bilinen sıfatlar (esmalar) olduğu
zaman güç ve kudret ifade ederler.

Şüphesiz ki; tüm alemler içerisinde ve dışında ve alemleri kuşatan Ahad
olan ve Ahir olan ve dilediğini yaratan ve yaratmaya Halik olan ve
yarattığına da Malik olan Malik olduğuna da Basir olan ve Semi olan
yalnız Allah (c.c.) Hay’dır ve Kayyüm’dür. Ve o MUHİT- ÜL MUHYİ’ dir
öyle ki; MUTEAL ‘NUR Rahman ve Rahim olan VAHİD- ÜL VEDÜD ne güzel Rab
ve ne güzel Vekil’dir. Ondan başka her varlık ölümlüdür. Bundan
dolayıdır ki; Sorumlusu kalmamış tılısımlar veya kasemler misalini
burada anlattıklarımızdan dolayı yapılan tertipler hazırlanan
tılısımlar etki ve anlamlarını yitirmiş semboller zamanlar içinde
değişime uğramış fiziksel ya da metafiziksel varlıkların değişik enerji
dalgalarına kapılıp yok olmuşlardır. Bu sebepten ötürü yapılan bazı
şeylerin tesiri görülmez. Bir de dikkat edilmesi gereken hususlardan
biri de şudur: Tılısım yazarken eskilerin kullandıkları diller ve
yazılar çok eski kavimlerin dillerine göre yazıldığı için günümüze
gelene kadar bir çoğu unutulmuş bir çokları da tahribatlara
uğratılmıştır. Bu uygarlıklara ve dillere örnek olarak Mu uygarlığı
Atlantis kavimleri ve eski kipti ırkı ile eski İbranice,eski Süryanice
ve eski Arapçanın bazı lehçeleri ve eski Mısır yazıları, lehçeleri ve
alfabeleri ki; bugün bunların bir çoğu unutulmuştur. Ve bu tılısımlar
da günümüzde kullanılmıştır. Ve dahası eski enbiya ve peygamberlerin
kalemleri bunlardan en meşhuru Hz. Süleyman’ın kalemleri ve
tablolarıdır. Ve yine bu büyük zatların kullandığı ilahi dili ve
esmaları harf veya rakamlar ile oluşturulan semboller ile ifade edilen
şekilleri bu konuya örnek olarak gösterilebilir.

Bu ilmin etkisi üç’e ayrılır; bunlar sırasıyla maddeye yani cesede olan
etkisi ile manevi yada ruha olan etkisi ve en son olarak da her ikisini
de kapsayan etkisidir. Bu etkileri sağlamak için senin bunları
hissetmen, yaşaman gerekir. Bundan anlaman gereken ise iki hal ve
durumdur bunlar ise; hissetmek veya hissetmemek, yaşamak veya yaşamamak
gibi inanmak veya inanmama halleridir. İnanma halinden olan kastımız
Rahmani olma halidir. Bu şartsız teslimiyet gerektirir. İnanmama hali
ise bunun tersidir ki; içinde nefse hizmet vardır. Bu da şeytani
olanıdır. Ama gerçekte ise bu iki halin içinde hem inanmak hem de
inanmamak halleri vardır ki; bu birbirlerinin amaç ve birlik
ayrılığından doğar ve mertebe ayrılığından çıkarlar. Bundan anlaman
gereken şudur; inanma hali insanı ruha ruh da Ruh’u Sultan’a bağlar.
İnanmama hali ise insanı nefse nefs de Şeytan’a bağlar. Umarım beni
anlamışsındır. Bunların ayrıntılarını kendin bul!

Ve daha sonra esma ve ayetlarin manevi etkisini kullanma halidir ki; bu
da bazı şartlara bağlıdır... Bunlar da özet olarak esma ve ayetlerin
anlam ve etkilerinin kudretini bilmektir. Bu halde kendi içinde
guruplanmaktır. Bunlarıda şöyle özetleyelim; esma veya ayetin bilinen
anlamının yanında bir de batını (gizli) anlamları vardır. Bunlar etki
olarak farklı sonuçlar verirler ve sen bilmelisin ki; Kur’an –ı
Kerim’in anlamının anahtarını yüce Allah (c.c.) peygamberleri ve onun
evliya kullarına ve rahmani olan meleklere lutfetmiştir. Bunu böyle bil!


Bu sırlar aleminden geçiş süresince karşına çıkacak olan bir sürü
engeller olacaktır. Bunları aşmanın yolu başta ihlas olmakla beraber
kuvvetli bir iman yapısı irade ve teslimiyet gerektirmektedir. Bu
geçeceğin sır kapılarını her araladığın da başka bir zaman ve boyuta
geçeceksin. Tabi ki; sırları çözmekle bitiremezsin. Bu böylece devam
eder gider. Bilmen gerken bilgi sorumluluk yükler ve gizli sırlar
insana her zaman mutluluk vermez. Bu hal vefk ilminde görülür. Şöyle
ki; nasıl harf üzere tertip olan vefkler nesneye ve cesede, sayı ile
tertip olan vefkler ise ruha ve ervaha, karma olanlar ise her ikisine
de etki ederse bu daireler de iç içe her hali kapsar ve halden hale
geçirtir. Hal diliyle sana sırları tabir eyler her ilimden birer nebze
tattırır. Bilmiş ol ki; rakamların, vefklerin ve çizgilerin ya da
tılısımların ki; bunlar da harf ve rakamdır. Bunların da kendilerine
özgü incelikleri vehassaları vardır. Bunların da cümlesinin sırları
sırlarla gizlidir. Yani özün özünden gelir. Bunların ve cümlesinin
şifa, sevgi, nefret, hikmet ve kahriye v.s. ile ilgisi bu türden
etkilerledir. İşte sana anlatılan bu havvas ilminin özü dediğimiz halin
de hali dediğimiz sırlarla örtülü sırlar dediğimiz hikmet ve ilim ve
marifet ile ervahın ve büyük zatların öğrenilen ve öğretilen esma ve
ayetlerle harflerin, sayıların, burçların, yıldızların, maddelerin,
bitkilerin, hayvanların,vss...

Bu ilimler de bir de ebced ile başlayıp cifir ile devam eden ve ismi
harf ilmi olarak bilinen ledün ilmi ve hal ilmi ile birleşen ve
bunların tamamının özünü kapsayan özün özü dediğimiz sözün sırrı gelir.
Ehli isen dinle marifetten hikmet eyle velakin bu anlatacaklarım öyle
kişiler içindir ki; onlar anlatacaklarımızı anlar ve de hakkıyla
uygular. Bu yazdıklarımızı kavramaya çalış basit bir ilimmiş gibi
yırtıp atma anlatacağım şeyleri anlatmam tabi ki olanaksız. Çünkü
boynumuzda vebal olur,anlayan olur anlamayan olur, nasihate uyan olur
uymayan olur, ehli olana kapalı kapı yoktur, kalbi saim olana rumuza
gerek yoktur. Bu anlatacağımız olayların gerçekleşmesi ile değil
olayların olacağı zamanların yaklaşmasıyla anlayacaksınız. Biz bu
imajları ve manaları sisle kaplı bir vadiye dağıttık ama bu gerçekleri
ruhsal saflığa ve hikmete ve marifete ulaşmış mütevazi insanlardan
saklamadık hatta açıkça anlattık. Hele nur yüzlü insanlardan hiç
saklamadık. Yüzünde nur olanın kalbinde hikmet pınarları vardır.Kalbe
akan ilhamlar beyinde inkişaf eder, ruhunda ilim deryasına dönüşür. Sen
o derya da bir gemi aklın ve vicdanın da kaptanın olur ve bunlar ruhun
da ve ruhun da Ruh’u Sultan’da son bulur. Kendine kaptan yaparsan
nefsini yolculuğun ve seyrin Şeytan ile birlikte yok olur.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
çitoz
Moderatör
Moderatör


Mesaj Sayısı : 38
Rep gücü : 90
Kayıt tarihi : 20/08/09

MesajKonu: Geri: havas hakkında hersey   C.tesi Ağus. 22, 2009 1:35 am

havas hakkındakı hersey









HAVAS İLMİNİN ŞARTLARI VE YAPILISI







HAVAS İLMİ'NDE ŞER’İ TEVESSÜLÜN ŞARTLARI

Havas ilminde ; Peygamberleri a.s ,Allah c.c dostlarını r.a istenilen
şey için vesile kılarken ve ruhanileri çağırıp onlardan bir şey
isterken aşağıdaki şartlar dahilinde olması şarttır.Okunan dua veya
azimetin manasının bilinmesi bu açıdan çok önemlidir yoksa bilmeden kaş
yapayım derken göz çıkarılması an meselesidir aman dikkat...

“İnsanların çoğu tevessülün hakikatini anlamakta hata etmektedirler. Bu
nedenle doğru bir tevessülün anlaşılması gereken şeklini açıklayacağız.
Bu konuya girmeden bu doğruları belirtelim;

Birincisi;

Niyetin mutlaka edeb dışı bir şey olmamasıdır ve Muhakkak ki tevessül
duanın yollarından sadece biridir, Allah Sübhanehu ve Teala’ya
yönelmenin / teveccühün kapılarından bir kapıdır. Hakiki ve asıl maksat
sadece Allah Sübhanehü ve Teala’dır. Kendisi vesile yapılan kişi sadece
Allah Sübhanehu ve Teala’ ya yaklaşmak için vasıta ve vesiledir. Kim
bunun dışında bir şekilde inanırsa şirk koşmuş olur.

İkincisi;

Bu vasıta ile tevessül yapan kişi tevessülü ona olan muhabbeti ve onu
Allah Sübhanehü ve Teala’nın o vasıtayı (aracıyı) sevdiğine inandığı
içindir. Şayet bunun zıttı o kişide ortaya çıksa tevessül yapan kişi o
vasıtadan en uzak olan olanı ve onun bu hallerini çirkin görmekle
insanların ona karşı en şiddetlisi kesilir.

Üçüncüsü;

Şayet tevessül yapan kişi / mütevessil, kendisini Allah Teala’ya vesile
kıldığı kişinin Allah Teala gibi veya ondan düşük bir durumda kendi
başına fayda ve zarar vereceğine inansa şirke girer.

Dördüncüsü;

Tevessül (dini açıdan illa da) lazım /gerekli ve zaruri bir emir
değildir. Duaya olan icabet de tevessüle bağlı değildir. Asıl olan
Allah Teala’ya mutlak duadır. Allah Teala şöyle buyurmaktadır; “
Kullarım benden sana sorduklarında; ben onlara çok yakınım” “ Deki;
İster Allah diye ister Rahman diye dua edin her ne ile dua ederseniz,
güzel isimler onun içindir.”

Beşincisi ;

Ruhanileri çağırıp onlardan bir şey istemeden önce mutlaka yukarıdaki
adaba uymalı ve onlarıda yaratanın ve o özellikleri kendilerine verenin
Allah'u Teala c.c olduğunu asla unutmamalıdır. Bunun için azimet gibi
bir şey okunacağı zaman evvela Fatiha ,İhlas , Salavatı usulüne göre
okuyup Cenab-ı Allah'a c.c maruzatımız neyse duamızı etmeli ve o
ruhanilerin bize bir vesile olarak yardımcı olmalarını da istemeliyiz
çünkü bize ulaşan her nimet mutlaka bir vesileler ,sebebler dairesinde
Allah'ın c.c izni ve inayetiyle ulaşır.
Günlük hayatımızda da resmi yada gayri resmi bir işimiz olduğu zaman aynı edebi gözetmemiz şarttır.

MESELA ;

Nasıl resmi makamdaki bir görevliyle işimiz olduğunda ona muracat edip
işimizin yapılması için talepte bulunuyorsak RUHANİLERLE olan irtibat
sebebide bunun gibidir.Bunu şirkle karıştıranlar eğer dünya işlerinde
de Allah'a c.c dua etmeden işleri için bir görüşme yapmaya gidip o işin
yapılabilmesi için gerekli kişilerle görüşüp yalnız onlardan meded
umuyorlarsa yani ;yukarıdaki TEVESSÜL şartlarına uymazlarsa asıl
onların kendileri kendi iddalarına göre yine şirktedirler de haberleri
yoktur...
KISACASI BU KONULARIN MADDİ MANEVİ ,RUHANİ YADA BEŞERİ DİYE BİR AYIRIM ŞEKLİ YOKTUR...
USUL OLMADAN VUSUL OLMAZ VESSELAM...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
havas hakkında hersey
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Psişik güçler-Paranormal Olaylar Forumu :: Maji ve Büyü :: Havvas-
Buraya geçin: